14 Temmuz 2018 Cumartesi

Bursa`ya İlk Ziyaret

3 güne bağlanan tatili değerlendirmek için Bursa yoluna düştük bu hafta sonu.  Bu Bursa`ya 2. gidişimiz ama ilkinin üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş, o yüzden ilk defa geziyor gibi hissettik ve klasik turistik rotanın dışına çıkma imkanımız olmadı. Her anını dolu dolu geçirdiğimiz ve oldukça keyif aldığımız bu gezide aldığım notları aşağıda toparladım.

Bursa Gezi Notlarım, Nisan 2018

Bursa`ya nasıl gidelim mevzusu;

Bursa`ya İstanbul tarafından kendi aracınız ile ulaşım için birkaç yol alternatifi ve hızlı feribot olduğu için bu kısım biraz planlama gerektirebiliyor. Hızlı feribot ile gitmek için Avrupa yakasından Yenikapı iskelesini, Anadolu yakasından ise Pendik iskelesini kullanmak gerekiyor. Varışlar ise Bursa ya da Yalova iskelelerine. Bursa hızlı feribot iskelesinin merkeze uzaklığı 30km, Yalova İskelesinin ise 80km civarında. Güncel feribot biletlerini bu sayfadan kontrol edebilirsiniz.

Kara yolu ile ulaşımda ise Osmangazi köprüsünü kullanacak mıyız, kullanmayacak mıyız sorunsalı oluyor. Osmangazi köprüsü ve devamındaki otoyol ücreti bir hayli tuzlu oluyor biliyorsunuz (2018 Nisan itibari ile köprüye 71TL, devamındaki otoyola da 20TL ödedik tek yön için). 

Fakat feribotla ulaşım ve kara yolu ile ulaşımda toplam yolculuk süresi ve toplam fiyat olarak çok büyük bir fark yok. Hatta Osmangazi köprüsü üzerinden ulaşım feribota göre daha hızlı. Biz araba ile seyahatten hoşlandığımız için ve feribot saatlerine yetişme stresi yaşamak istemediğimiz için Osmangazi köprüsünü tercih ettik. --Osmangazi`yi kullanıyorsak, köprüyü geçmeden hemen önceki Oksijen AVM, temiz ve sakin olduğu için kahve ve tuvalet molası için illa durduğumuz bir durak oluyor. Köprüden geçtikten sonraki ikinci Oksijen AVM`de ise outlet Columbia mağazası var, Murat`ın ölüp bittiği bir marka olduğu için orada da duruyoruz illa ki--




Bursa şehir merkezinde araçla dolaşmak;

Hem gitmeden okuduğumuz hem de gidince deneyimlediğimiz üzere Bursa trafiği yoğun bir yer. Yolları da genel olarak dar ve sıkışık, yer yer dik yokuşlar da var, özellikle turistik kısımlarda park sorunu da var. Yolları da bilmediğinizi üzerine eklerseniz çok hoş bir tablo çıkmıyor. Bu durumda acemiyseniz ya da trafikte stres yaşıyorsanız can sıkıcı olabilir. Fakat sırf bu yüzden çekinip arabayı bırakacak bir durum yok bence. Biz navigasyon ile gayet nokta atışı yer bulduk, güzergahlar üzerinde arabayı park edecek yer de bulduk hep. Sadece merkezde toplanmış kısımları gezecekseniz araba gereksiz olabilir ama merkezin biraz dışına çıkma ve konaklama özgürlüğü için araba gerekli. Bize bir arkadaşımızdan "Trafikti, park yeriydi uğraşacağınıza, feribota arabasız binip gidin, nasıl olsa her yer birbirine yakın, yürüyerek gezeceksiniz" tavsiyesi gelmişti ama bence kesinlikle mantıklı değil. Ancak trafikle cebelleşmek yerine taksiye verdiğim paraya acımam diyorsanız mantıklı olabilir. 


Bursa`da konaklama;

Otel ayarlama işini ben hala booking.com üzerinden hallediyorum. Uzun zamandır Türkiye`de bulunan tesislere Türkiye`den rezervasyon yapamıyoruz bildiğiniz gibi. Normal bir tarayıcıdan girerseniz ülkemizdeki hiç bir tesisi göremiyorsunuz ama vpn üzerinden girerseniz görebilirsiniz. Booking bence tesislerle ilgili açık ara en ayrıntılı ve gerçekçi bilgi veren platform. Buradan rezervasyon yapmayacak olsam bile tesisle ilgili bilgilere ve yorumlara bakmak için kullanıyorum. Bizim seçtiğimiz otel için diğer sitelerden ve otelin kendisinden daha uygun bir fiyat verince de direkt booking üzerinden rezervasyon yaptım.  Başta söylediğim Türkiye ile ilgili sıkıntıdan dolayı ücreti Euro olarak kaydediyor sadece, belki tek dezavantajı o olabilir ama onun dışında bir sıkıntı yaşamadık. 

Özel bir konaklama arayışında olanlar  7Rooms ve Kitap Evi Butik Otel`e bakabilirler. Kitap Evi oldukça nostaljik gözüküyor ve gezilecek yerlerin çoğuna yürüme mesafesinde --Fakat nostaljik demek eski demek benim için, çok tercih etmiyorum açıkçası-- Onun dışında bilindik zincir otellerden hemen hepsi mevcut (Hilton, Crown, Sheraton, Mercure, Ibıs...vs) Biz 1 gece kalacağımız ve bütçeyi çok da yükseltmek istemediğimiz için A Loft Bursa`da kaldık. Sheraton`ın hemen yanında, merkeze 5-6 km, derli toplu, temiz güzel bir oteldi, tekrar yolumuz düşerse, yine tercih ederim.

Bu uzun ve yer yer gereksiz ön bilgilerden sonra gelelim gezi güzergahımıza;

Biz Bursa`ya vardığımızda saat öğlen 12 civarındaydı ve otele gitmek için henüz erken olacağından vakit kaybetmeden geziye başlayalım dedik. Müzeler erken kapanacağı için (genelde saat 17:00) ilk önce listemizde olan Tofaş Anadolu Arabaları Müzesinden başladık. Burası konum olarak gezilecek yerlerin en üstündeydi. Navigasyonu dinleyerek (Iphone Harita uygulamasını kullandık hep) dar, dik yokuşlu sokak aralarından kıvrılarak yukarı doğru çıktık. Müzeye birkaç yüz metre kala yol kenarında uygun bir yer bulunca arabayı park edip yürüyerek devam ettik. Müze hoş ve yeşil bir bahçe içinde tarihi bir binada. Beklediğimden daha küçük olsa da görülmeye değerdi. Zaten hem konumu uzak olmadığı için hem de ücretsiz olduğu için bir kayıp yaratmıyor. 




Müzeyi bitirdikten sonra yürüyerek yokuştan aşağı doğru inmeye başladık. İniş rotası üzerinde Yeşil Türbe var. Hazır yol üzerindeyken türbe ve çevresini de turladık. Çevresindeki ara sokaklarda, antikacılarda da vakit harcanabilir fakat bize oldukça kalabalık bir zamanı denk geldiği için fazla kalmak istemedik. Şöyle bir içine bakıp, çevresini turladıktan sonra Irgandi Köprüsüne, aşağı doğru yürümeye devam ettik.




Köprü uzaktan çok hoş gözüküyor, Floransa aşığı bir insan olarak bana ayrıca sempatik geldi. Burada da yine oyalanacak çok fazla bir şey yok. Köprü üzerinde bir kaç dükkan ve minik cafe var. İçinden şöyle bir geçip yola devam. Henüz enerjimiz azalmadığı için kahve molasını burada harcamak istemedik.



Bu noktada yokuş yukarı tırmanıp arabayı almak çok mantıklı gelmediği için aşağıya, Koza Han ve Ulu Cami yönüne doğru yürümeye devam ettik. Bu güzergah üzerinde ilk hedefimiz yemek yemek olduğu için Kayhan Çarşısı ya da Bıçakçılar Çarşısı denen bölgenin civarındaki Pideli Köftecilere yöneldik. Bayaiyi tavsiyesi ile navigasyona Hacıbey Pideli köfteyi yazmıştık, Irgandi köprüsünden 600-700m mesafede. Fakat Pazar günü olduğu için belki de, kapalıydı. Bu sefer onun bulunduğu sokaktaki diğer pideli köftecilere göz gezdirip, hemen yanındaki Yeşil Pideli Köfteciye oturduk. Hem köftesi hem de sosu çok lezzetliydi, bu kadar beğeneceğimi tahmin etmiyordum ama oldukça beğendim. Köftenin porsiyonu 15TL`ydi, içeceklerle birlikte 40TL gibi oldukça makul bir hesap ödedik.



Yine bu civarlarda cantık için bayaiyi`nin tavsiyesi olan Acı Dayı Cantık varmış ama bizim yiyecek yerimiz kalmadığı için es geçtik. Belki burada cantık ile ara öğün yapıp, Koza Han ve Ulu Cami`yi aradan çıkarttıktan sonra döner yemek de mantıklı olabilirdi. Ama köfte de dönerle yarışır lezzetteydi, sıra bekleme derdi olmadığı ve neredeyse dönerin 3`de 1 fiyatı olduğu için de Bursa gezisinde es geçilmemeli bence.

Köfteleri yedikten sonra yürüyerek Koza Han`a doğru ilerlemeye devam ettik. Yol üzerinde çarşı pazar şeklinde sayısız dükkan mevcut. Turistlere hitap eden ya da Bursa`ya özgü bir tarafı yok. İzmir`liler bilir, Kemeraltı`nın 90`lardaki hali gibiydi. Çevrede de turistten çok alışverişe çıkmış yerel halk vardı. Pazar günü olmasına rağmen bütün dükkanlar açık ve hınca hınç doluydu. Bu kısımda Koza Han`a ulaşana kadar kalabalıkla biraz cebelleşmek gerekti. Koza Han`a ulaştıktan sonra biraz soluklanmak için kahve molasına sıra geldi.

Koza Han`ın bahçesi kahve molası için güzel, içeride çay bahçesi kıvamında birkaç yer var. Birazcık bakınırsanız ne kadar kalabalık olsa da oturacak bir masa bulunabiliyor. Kahvelerimizi içtikten sonra Han`ın içini ve üst katını turlamaya başladık. Özellikle üst katta ipek şal, eşarp satan onlarca dükkan mevcut. Hatıra bir şal almaya niyetim vardı ama bir süre sonra vitrinlerin hepsi birbirini tekrar ediyor gibi geldi. Daha özel bir şey bulmak için de dükkanlara girip çıkmaya üşendim, biraz da cimriliğim tuttu sanırım ama sizin bu tarz bir alışveriş niyetiniz varsa burası doğru adres. %100 ipekli ürünlerin fiyatları da astronomik değildi. --İngiltere Kraliçesi de gelip buradan alışveriş yapmış diye duyunca gözüm korkmuştu çünkü ☺ --



Üst katı turladıktan sonra yine alt kata inip köşedeki dükkandan magnet alarak, bu ritüeli de tamamladık. Han`ın içinde diğer uçta ise Hacı Şerif  vardı. Buranın dordurmalı irmik helvasına Forum İstanbul`dan aşinayız ve çok severiz. O yüzden 15-20 dk sıra beklemeyi göze aldık. Fakat helva sıcak değildi ondan mıdır bilmem burada yediğimizi beğenmedik hatta bitiremedim.



Koza Han`da kahve ve pek beğenmesek de tatlı kısmını hallettikten sonra Ulu Cami`ye doğru yürümeye devam ettik. Kalabalık burada daha da artmaya başlayınca çok keyif vermedi açıkçası. Ne çevreye bakınmaya ne de fotoğraf çekmeye imkan yoktu. Hedefe odaklanmış bir biçimde camiye doğru yöneldik. Sadece yol üzerinde dikkatimizi çeken bir dükkan oldu;

Has Yün. Burası %100 yün ve üstelik Woolmark sertifikalı ürünler satıyor.  Bu sertifika öyle pek de yabana atılacak bir sertifika olmadığı için belli kalite ve standartta ürün aldığınıza emin olabilirsiniz. Küçük bir dükkan ama incecik yünden V yakalı yazlık tshirtler vardı. Yün kışın sıcak tuttuğu gibi yazın da serin tutar o kısmı atlanır hep genelde. Fakat pahalı bir lif olduğu için piyasa da pek bulunmaz. Bizim de daha önce %100 yün yazlık tshirt deneyimimiz olmadığı için buradan Murat`a tshirt aldık bir tane, fiyatı 85 TL`ydi (Bu arada Pazar günü biz önünden geçerken kapalıydı, Pazartesi günü tekrar gidip aldık).

Kalabalığı aşıp nihayet camiye vardıktan sonra bahçesini şöyle bir dolandık. İçeriye girmeyi es geçtik çünkü etrafta akın akın insan vardı ve ayakkabı çıkart, başını ört vs uğraşacak mecalim kalmamıştı. İçini daha önce de bir defa gördük deyip es geçtik ve caminin üzerindeki ana caddeye çıktık. Bu caddede arkanızı camiye döndüğünüzde solda az ilerde, meşhur dönerci Mavi Dükkan var. Bizim döner yeme planımız bu dükkan üzerine kuruluydu ama henüz acıkmadığımız için önce otele gidip giriş yapalım, duruma göre tekrar geliriz dedik.

Bu noktadan sonra arabayı bıraktığımız Tofaş Anadolu Arabaları müzesi civarına 2km`ye yakın yürüme mesafesi vardı ama yol yokuş yukarı olduğundan ve bütün enerjimizi tüketmek istemediğimizden taksiye binip arabamızın olduğu yere geri döndük.

Otelin mesafesi 6-7 km kadardı, yaklaşık 25dk`da gittik, buradan trafik durumunu çıkartabilirsiniz sanırım. Otele hızlıca giriş yapıp 1 saat kadar dinlendik. Tekrar dışarıya çıkacak duruma geldiğimizde saat 19.30`du ve hala tam acıkmamıştık. Bu meşhur dönercilerin de çok geç saatlere kalmadığını okuduğum için bu akşamlık dönerden feragat etmeye karar verdik. Benim uğramak istediğim birkaç mağaza vardı bir iki haftadır --Sephora, Pandora, Beymen ve Murat için Columbia-- ve Bursa Korupark Avm`de hepsinin olduğunu fark edince hızlıca girip bakacaklarıma bakıp çıkmak üzere buraya yöneldik. Otele 5-6 km mesafedeydi ve trafik biraz daha rahattı, hızlı bir şekilde ulaştık ve bakacağım yerlere baktım. Saat artık 9`a gelirken ancak acıktık ve bu saatten sonra yine trafiğe atılıp dönerci aramayı gözümüz kesmedi. Avm`nin içinde de bilindik bir dönerci vardı ama yarın öğlene kalsın deyip hızlı ve daha uygun fiyatlı bir şeyler yedik. Yemeği halledip birer kahve içtiğimizde artık saat 10`a geliyordu ve dinlenmek üzere otele geri döndük.


Ertesi sabah için kahvaltı sorunsalı;
Bursa`da nerede kahvaltı etmeli ?

Oteli bilerek kahvaltısız almıştık. Otelde kahvaltı yerine güzel bir yerde kahvaltı edelim kafasındaydık. Gitmeden önce kitap evi otel`de kahvaltı için rezervasyon bile yaptırmıştık aslında. Menüye bakınca kahvaltı gayet zengin duruyordu fakat sonra birkaç kahvaltı fotoğrafına denk gelince hoşumuza gitmedi ve rezervasyonu iptal ettirdik. Hem instagramdan, hem de arkadaş tavsiyelerinden kahvaltı için birkaç mekan not aldım;


  • Derebahçe Restaurant,
  • Tarihi İnkaya Çınarı Çevresi,
  • Saitabat Köyü Kadınlar Dayanışma Derneği,
  • Pasto Bursa ve
  • Zennup1844,


Biz hem yakın olduğu için hem de ortamı diğerlerinden daha hoş gözüktüğü için Derebahçe Restaurant`dan yana kullandık seçimimizi. Ortam oldukça hoş olmasına rağmen işletmeyi sevmedim. Masadaki peçeteliğin artık tutulmayacak kadar kirli olmasına gözüm takıldığı anda hevesim kaçtı zaten ama onun dışında da gelen yiyeceklerin hemen hiç birini lezzetli bulmadım, marketten en ucuz marka ambalajlı ürünler alınmış koyulmuş gibi geldi bana. Girişte ve çıkışta boş otoparkta 3 tane valenin bir anda etrafımızı sarması, sözde park etmemize yardım etmeleri de keyifsiz bir ayrıntıydı. Özetle kahvaltı faslı çok keyifli geçmedi, gideceklere de tavsiye etmem.



Kahvaltı memnuniyetsizliğini üzerimizden hızlıca atıp yolumuza Muradiye Külliyesi`ne doğru devam ettik. Türbe yine sokak aralarında bir yerde ve biz yine park yeri aramadan arabayı bir sokak arasında bıraktık. Burası diğer noktalar kadar turistik bir alan değil ve açıkçası beklediğimden çok daha güzel. Bahçe içinde bir biri ardına sıralanmış türbeler, cami, hamam ve medrese binası var ama gözünüzde çok büyük bir alan canlanmasın. Sakin ve boş olmasının da verdiği huzurla buraya geldiğimize mutlu olduk.




 Türbeden çıkışta sağa doğru devam edince yine sakin ve huzurlu bir sokak gözümüze çarptı ve o tarafa doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde kahve molası için durulabilecek tatlı bir cafe, bir de hemen az ilerde dükkanının vitrinini Atatürk resimleri ile süslemiş nostaljik bir çiçekçi dükkanı gözümüze çarptı. Dükkanın sahibi hemen önünde oturuyordu ve azıcık aksi bir adam gibi duruyordu, o yüzden dükkanın fotoğrafını izinsiz çekmeye cesaret edemedim, izin istemeye de çekindim. Biraz daha ilerleyince köşede İnaç Fırını var. Burası da yine bayaiyi`nin Bursa yazısından aklımda kalan bir yerdi. Kahvaltıdan kalkalı çok az vakit geçmiş olmasına rağmen tahinli pidenin tadına bakmak için 2 tane aldık. Birini paket yaptırıp birini paylaşalım dedik ve fırının önündeki boş taburelere oturduk. Dükkandaki amca 1 tane pideyi 4`e bölmüş ve bir servisin üzerine koymuştu. Alıp dışarıya çıkmak için elimizi uzattık ama "yok, siz oturun ben getirim" dedi naiflikle. Karşıdaki çay ocağından da güzel bir çay söyledi. Birkaç dakika sonra amca tekrar gelip pideleri biraz daha küçük parçalara kesti daha rahat yersiniz diye, bir de tahinli kurabiyeleri varmış ondan ikram etti birer tane. Tahinli pidelerin de kurabiyelerin de tadı güzeldi. Bir yandan içerideki mis gibi kokan börekler ve poğaçalar da gözümüze çarpınca keşke kahvaltıyı burada ayaküstü yapsaymışız diye hayıflandık hatta.  Çaylar bittikten sonra içeride biraz amca ile muhabbet edip ayrıldık. Şimdi internetten baktığımda İnaç Fırını`nın 60 yıllık ünlü bir fırın olduğunu fark ediyorum.


tam bomboşken fotoğraf çekecektim, amcanın biri geldi hem arabasını hem kendini kadraja soktu ve çekilmek bilmedi :(

Külliye`den sonraki rotamız Soğanlı Botanik Parkı. 15-20 dakikalık bir araba yolculuğundan sonra saat 11.30 gibi parkta vardık. İçeriye girip biraz yürümeye başlayınca her yerde bisikletle gezen insanlar çarptı gözümüze hemen. Normal bisiklet kiralamak zaten aklımızda vardı ama üzeri gölgelikli iki kişilik bisikletler Murat`ın daha çok ilgisini çekti ve onlardan kiraladık bir tane, saati 20 liraya. Hafif çocuksu bir heyecanla hemen sürmeye başladık ama heyecan yerini oflayıp poflamaya bıraktı birkaç dakika sonra. Fark ettik ki bu bisikletimsileri sürmek bir hayli çaba istiyor. 5 dakika sonra kan ter içinde kalınca geri dönüp normal bir bisiklet kiralamaya karar verdik mecburen. Normal bisikletler de çok düzgün değil ama yine de keyifliydi.



şirin göründüklerine aldanmayın, çok rahatsızlar
Rotada tek eksik kalmıştı artık. DÖNER! Soğanlı Botanik Parkı`nın içinde de bilindik bir dönercinin şubesi var ama daha önce dediğim gibi Mavi Dükkan`a gitme niyetinde olduğumuzdan yine Ulu Cami tarafına doğru yola çıktık. Bu sırada saat öğlen 3 civarı olmasına rağmen, Mavi Dükkan`ın önünde yine azımsanmayacak bir sıra var. Sıra olayının asıl sıkıntısı oldukça yavaş ilerlemesi, çünkü içerisi çok küçük, dönerin gelmesi yenmesi vs, sirkülasyon yavaş. Dönerleri yedikten sonra İstanbul`a doğru tekrar yola çıkacağımız için vakit kaybetmemek adına Murat burada sıraya girdi, ben de hemen yakınlardaki Kafkas`dan kestane şekeri ve Bağdat Tatlıcısı`ndan hurma tatlısı almaya gittim. Kestane şekeri zaten malum, hurma tatlısı da Bursa`da bilinen şuruplu hamur işi bir tatlı. Çok özel ya da değişik bir tat değil ama kötü de değil. Fiyatı da kestane şekerine göre oldukça makul.



Tatlıyı alırken satan ablaya dönerciyi sordum, Mavi Dükkan`da beklemeye değer mi sizce diye. Bence değmez dedi ve yakındaki başka bir dönerciyi tavsiye etti. "Biraz önce öğle yemeğini orada yedim, gayet güzeldi ve hem sıra beklemezsiniz hem de fiyatları daha makul" dedi. Zaten okumuşsunuzdur, bu dönercilerde hep bir baba-oğul, amca-yeğen, zaten hepsi birbirinin akrabası muhabbeti var. Ablanın demesine göre bize söylediği dükkan da onların kuzeniymiş ve etleri aynı yerden alıyorlarmış.  Ne derece gerçek ya da lezzet ne derece aynı bilemiyorum ama bizi ikna etmeye yetti. Zaten Murat`ı geri aradığımda daha 2 kişinin falan azaldığını söyledi, yani bu hesaba göre en az 1 saat güneş altında ayakta beklemeyi gözümüz yemedi. Dolayısı ile ablanın bize verdiği adrese yöneldik. Hemen tatlıcının yakınında küçük bir avm içinde, birşey iskenderoğlu dönercisiydi. Tadı bana çok çok güzel gelmediği için ismini de aklımda tutmamışım malesef. Kötü değildi ama dün yediğimiz köftelerden aldığım zevki almadım açıkçası. Döner işini de iyi kötü halledip, 1,5 günlük Bursa gezimizi tamamlayıp dönüş yoluna vurduk kendimizi.

Köftelerin ve tahinli pidelerin tadı damağımızda, fırsat bulamadığımız Geye dondurma, cantık ve Kitap Evi`nin bahçesinde kahve keyfi ise aklımızda kaldı. İlk fırsatta Bursa`ya bir hafta sonu kaçamağı daha yapıp bunları denemek, listeye Bursa Kent Müzesi ve Hacivat Karagöz Müzesini de dahil etmek ümidi ile hoşçakal Bursa...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder